Büyük 'iyi ki'lerle döndüm geri, çok büyük 'iyi ki'lerle.
Tabi dönersin Antep bu, yemeğin anavatanlarından; lezzeti zirvede yaşayıp dönmüşsündür diyeceksiniz belki. Ama sadece lezzeti iyi ki dedirtmedi bana. O çevre dedirtti; insanların saygısı, misafirperverliği, o kadar içten şekilde yardım etmeleri ve ettikleri yardımdan bir o kadar da mutlu olmaları dedirtti bunu bana.

Haziran ayında yani bundan tam 6 ay önce aldık bileti Gaziantep için. İçimizde gezme isteği olunca uygun bilet fırsatını kaçırmadık. Ne kadar uzun zaman önce olsa da öğrenciliğimizin boş zamanlarına akademik takvimlerimizden bakıp, cesaret edip aldık biletleri. 6 ay nasıl geçer diye düşünürken bir de baktık ki gelmiş Aralık ayı. Ülkemizin şu sıralar karışık olmasından, Güneydoğu çevresinin nasıl olduğunu bilmediğimizden ailelerimiz içlerinde bir korkuyla yolladı bizi. Ama daha uçağa bindiğimiz an anladık; her şeyin yolunda gidip şansın bizimle olacağını. Okuyunca anlayacaksınız ki Gaziantep'in bu dört kıza getirdiği şans yanımızdan hiç ayrılmadı :)

Öğrenciliğin nimetlerinden faydalanmak adına öğrenci yurdunda kalma hakkımızı kullandık. Böylece konaklamayı uygun fiyata getirerek gezmeye ve yemeklere daha çok bütçe ayırabilmiş olduk. Antep'te olunca özellikle yemek için ayrılan bütçe önemli tabi :) Cuma öğlen yurda yerleşmemiz ardından önceliğimiz yemek oldu; Kıtır Döner&Lahmacun'da. Buraya özel 'kıtır tavuk'un denenmeye değer olduğunu düşünüyorum. Buraya gelmişken ilk yemeğimize de meşhur Antep lahmacununu eklemeden geçemedik. Bundan sonraki yemeklerimizde de yaptığımız gibi farklı şeylerden tadabilmek adına ikisinden de ikişer tane alarak (hepsini ikiye bölmelerini istedik) iki lezzeti de denemiş olduk.

İlk günümüzde saatinde ilerlemesinden dolayı şehir merkezinde tur atmak yerine merkeze uzak bir yerden başlamak istedik. Zeugma Mozaik Müzesi ilk durağımız oldu. Müze, dünyanın en büyük mozaik müzesi olma özelliğine sahip. Mozaiklerin neredeyse hiçbiri tam değil, kaçakçılar tarafından talan edilmiş. Kurtarılan kısımları burada sergileniyor. Bu müzeyi gezerken size tavsiyem telefonunuza Zeugma uygulamasını indirip dinleyerek gezmeniz, yoksa her şey sadece resimlerden ibaret gelebilir. Gaziantep'in simgesi haline gelmiş olup dünyaca bilinen 'Çingene Kızı' mozaiği de burada sergileniyor. Bu mozaikle ilgili birçok rivayet var ama bizim orada güvenlik görevlisinden öğrendiğimize göre kız ya da erkek olduğu hala kesin değil ve burundan aşağısı da gözükmediği için hala tam bilinemiyor. Mozaikteki kişinin gözleri gerçekten nereye giderseniz üstünüzde, denedik gördük :) Define avcıları tarafından alındığı düşünülen ağız kısmının bakış açısına göre yüzde farklı duygular gösterdiği de rivayetlerden biri.
Müze görevlisine hava kararmasına rağmen yakın çevrede nereye gidebileceğimizi danıştığımızda bu saatten sonra hiçbir yere gidilmez demesi bizi biraz şaşırtmış olsa da ( saat henüz 17.00) yine de minik tavsiyesini dinledik. Arabayla 15 dakikada tavsiye edilen ‘Biyolojik Gölet’e ulaştık. Fazlasıyla boş ve soğuktan dolayı da dışarda durmanın çok zor olduğu bu yerde bir kahve molası verip gezimizin planını tam olarak oturtmaya karar verdik. Defterimiz, kalemimiz ve buradaki yardımsever çalışanlar sayesinde gitmemiz gereken yerlerle ilgili tam bir karara vardık. Yazları kesinlikle güzel olduğunu düşündüğüm buraya benim gibi açık hava faaliyetlerini seven herkesin mutlaka uğramasını tavsiye ederim, hele ki piknik yapmak için vaktiniz olursa burası en ideal yer olacaktır.

Park çıkışı midelerimiz bize akşam yemeği saatinin geldiğini belli etti. Akşam yemeğiyle de 4 günlük gezimize güzel bir açılış yapalım istedik. Burada gidenlere tavsiye etmem gerektiğini düşünüyorum ki araştırdığım ve 4 gün boyunca Antep'te de öğrendiğim kadarıyla burada iki ünlü kebapçı; İmam Çağdaş ve Halil Usta, denediğim 4 ünlü tatlıcı; baklavalarıyla İmam Çağdaş, Güllüoğlu, Koçak; kadayıfıyla ErÇelebi oldu.
Bu lezzet duraklarından açılış için İmam Çağdaş'ı tercih ettik. Mekana girdiğinizde sizi, sağınızda birbirinden leziz görünen çeşitlerle baklavalar karşılayacak. Bu alandan kendinizi alabiliyorsanız ahşap merdivenlerden yukarıya çıkıp yerinizi bulmanızla ziyafet başlamış olacak. Gittiğiniz yerde sizinle ilgilenen kişinin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha anlamamızı sağlayan Hasan, buraya hayran olmamızı sağladı. Öğrenci olmamızın ve kendimizi çok aç hissetmememizin getirdiği etkiyle dördümüze 2 porsiyon yeteceğini düşündük. Hangi kebapların tavsiye ettiğini sorduğumuz garsonumuz bize ‘ali nazik ve soğan kebabı’nı tavsiye etti. Soğan pek sevmiyor olsak da soğan mevsimi olduğunu ve gerçekten beğeneceğimizin söylenmesiyle, ali nazik için de okuduğumuz övgüler üstüne bir de garsondan tavsiye alınca kararlar verildi. Kebaplar öncesinde gelenler, üstüne de lokum gibi kebapların gelmesiyle mutluluğumuz yüzümüzden okunuyordu. Biz ali naziği yerken bizimle ilgilenen Hasan da soğan kebabını yiyebilmemiz için dürüm haline getiriyordu. Yemeğimizi yememiz ardından karışık baklavaların gelmesiyle tahmin edersiniz ki mutluluğumuz daha da tavan yaptı. Baklavaların son lokmalarına yakın gelen limon suyu da o yoğun tatlı hissini aldı, ancak biz bu hissin gitmesini hiç istemiyorduk. Tatlı ardından kahveler içildi. Antep’e özgü zahter çayının da ikram edilmesiyle şifalanmamız ardından gelen hesapla da oldukça memnun bir şekilde gitmeden muhakkak uğrayacağımız sözünü kendimize vererek buradan ayrıldık.Bizim için İmam Çağdaş’a girmeden öncesi ve sonrası diye ikiye ayrıldı hayat, gerçek et yemediğimizi anladık. Önceden yediğimiz baklavaları beğeniyorsak bu beğeniyi nasıl ifade edeceğimizi bilemedik.

Gaziantep için gezilecek yerlerin olduğu haritaya baktığınızda çoğu yerin birbirine yakın olarak şehir merkezinde konumlandığını göreceksiniz. Bu da size büyük gezme kolaylığı sağlayacak. Ancak yakın olmasından dolayı 1 günde biteceğini düşünüyorsanız yanılmış olursunuz.
Meşhur Katmerci Zekeriya Usta ile açılışı yaptık ertesi gün. Böyle başlayan bir günün kötü bitme ihtimali olabilir mi sizce? Açıkçası öncesinde katmer yememiştim. İlkini yiyebileceğim en iyi yerde yediğimi çevremdekilerin tepkisiyle doğruladım. Zekeriya Usta’nın katmeri yapışını da izleyebildiğiniz bu yer oldukça küçük ancak o kadar meşhur olduğuna göre beklediğiniz sıraya değiyor. Katmerin yanında süt içilmesi adettenmiş, biz de yerken minik bardaklarda gelen sütü yudumladık. İkisinin güzel bi uyum yakaladığı ortadaydı. Buraya geldiğinizde bu katmeri yemeden dönerseniz gerçekten büyük eksik olacağını söyleyebilirim. Merkezde bulunan bu küçük yere muhakkak uğrayıp bu lezzetin tadına varın.

Kahvaltımız sonrasında planımızdaki yerlere sırasıyla gittik. Çarşıda ilgimi çeken dükkan ne dükkanı olursa olsun isimleri aynı punto ve büyüklükte yazılıydı. Her satıcı bırbirine eşit, her dükkan aynı görüntüyü sergiliyor. Adres sorduğumuz kişiler adresi bilmiyorlarsa büyük bir mahcubiyet duyuyorlardı. Gaziantep insanı yaptığı yardım sonrasında mutlu olduğu gibi yardım isteyen insana yardımcı olamadığında kendini gerçekten kötü hissediyor. Ne iyiler ya..

Zincirli Bedesten kendinizi içinde kaybedeceğiniz, her dükkanı tek tek incelemek isteyeceğiniz bir yer olacaktır. Alacağınız şeylere dükkanlardaki ortalama fiyatlara baktıktan sonra karar verin derim. Bakırlar, sedef işlemeli eşyalar, kutnular (Antepe özgü şallar), yemeniler (yemeni dediğimiz şeyi başörtüsü sanan belki de yalnızca bizizdir, ancak yemeni buraya özgü olarak yapılan üstü kırmızı yada siyah deriden; tabanı ise köseleden dikilen, topuksuz ve çok sıhhatli olan ayakkabılara deniyor. ), çeşit çeşit baharatlar, antepfıstıkları… Hepsine ‘Zincirli Bedesten’de rastlayacaksınız. Her yere birbirinin çok yakınlarından geçebildiğimiz diğer yer Bakırcılar Çarşısı oldu. Bakırdan yapılan birbirinden çok farklı birçok şeyin bulunduğu bu çarşıda öğrenci olmamıza rağmen son gün almak için birçok şeyi listemize ekledik. Zaten bu çarşıdan bir şey almazsanız böyle güzel ve kaliteli bakırları başka yerlerde daha yüksek fiyatlara bulacağınızı söyleyebilirim. Son gün uğrayacağınız bir diğer yer Bakırcılar Çarşısının içinden ulaşabileceğiniz Almacı Pazarı olacak. Gaziantep’e özgü her türlü yiyeceğe buradan ulaşabilirsiniz. Bir şey almayacaksanız bile ikram edilen lezzetlerin tadına bakabilmeniz için bu pazar şart.

Yolda yürürken önceden öğrendiğim Antep'e meşhur kurabiyelerden alarak gezmemize devam ettik. 3 ay bozulmadıklarını duyunca, son gün mutlaka almamız gerektiğini düşündük. Genelde sık sık fırından çıkarılan kurabiyeye sıcacık taptaze rastlarsanız hep yemek isteyeceksiniz, aklınızda bulunsun.

Mevlevihane, gittiğimizde oldukça boş ve sakin olan bir yerdi. El yazması Kuran-ı Kerim’ler, halılar, hat levhaların sergilendiği bu yerde tasavvuf eylemlerinin de heykellerle canlandırılmış halini görünce etkilenmemeniz elde değil. Ayrıca buranın küçük bahçesi de minik ve tatlı görüntüsüyle beğeninizi kazanıp yüzünüzü gülümsetecek.






Mevlevihane’den çıktıktan sonra gündüz yapılan o eğlenceli müziği takip ettiğinizde kendinizi ‘Tahmis Kahvesi’nde bulacaksınız. Bu kahve 1635 yılından günümüze kadar içinde bazı değişiklikler ile günümüze kadar gelmiş, ülkemizin en eski kahvelerinden. İçeri girdiğinizde o atmosfer sizi tarihten sayfalara götürürken müzik yapan amcaların tatlılığı, şarkıların mükemmel eğlenceli ezgileri, kahvede oturan insanların mutlulukları sizin çok daha iyi hissetmenizi sağlayacak. Burada içmenizi tavsiye ettiğim içecek benim damak tadıma uygun olmasa da ‘Menengiç kahvesi’. Bu kahve biraz yağlı, içinde bir miktar süt var. Yüksek miktarda E vitamini içerip bu sayede kalp-damar sertliklerini önlediği de aldığım bilgiler arasında. Kahvenin yanında getirilen çerez gibi birbirinden farklı kuruyemişlerin içinde kuş yemi bulunması beni şaşırttı, ancak muhakkak bunlardan da tatmalısınız. Hayatınızın eşsiz kahve deneyimlerinden birini burada yaşayacağınızın garantisini verebilirim.



Gidilmesi gereken yerler arasında yer alan ‘Pişirici Kasteli’ni sorduğumuzda birkaç kişiden doğru bilgi alamamamız bizi şaşırttı doğrusu, ama sonunda sora sora adresimize ulaştık. Maalesef büyük bir hüsranla sonuçlandı ulaşmamız, çünkü kapalıydı. Neden kapalı olduğuna anlam veremediğimiz bu kastel; suyun yer altında bölümlere ayrıldığı yer anlamına geliyormuş. Geçmişten beri susuzluk sorunu olan Antep halkı suların buharlaşmasını önlemek için sularını böyle yerlerde toplamışlar. Hem kastel kelimesinin anlamını, hem de nasıl bir yer olduğunu (kapısından başımızı sokarak) ilk kez burada gördüğümü itiraf etmeliyim.



Gaziantep simgesi haline gelen diğer bir yer olan Antep Kalesi’ne ve kale içindeki Panorama müzesine girince Türk büyüklerimizin geçmişini, burada yaşananları, buraların nasıl kazanıldığını öğrenip daha da değer vererek bakıyorsunuz her yere. Kalenin kim tarafından ve ne zaman yapıldığı bilinmese de üzerinde bulunduğu tepeciğin 6000 yıllık bir geçmişe sahip olduğu söyleniyor.



Kalenin içindeki Panoramik müzeden çıktıktan hemen sonra sizi karşınızda ‘Medusa Cam Müzesi’ bekliyor olacak. Burada okuyan öğrencilerden öğrendiğimiz bu müzede yalnızca cam eserler değil, tarihimizden gelen birçok el sanatları sergileniyor. Ayrıca bu müze ülkemizin ilk özel cam eserler müzesi olduğu için de ayrı bir öneme sahip.

Bütün gün gezmemizin ardından akşam yemeği yememizin gerektiğini düşünüyor ve kendimizi Halil Usta’da buluyoruz. Akşamüstü 5’te kapanan Halil Ustaya 5’e 10 kala varınca bir kez daha şansın bizimle olduğunu hissediyoruz. Bütçemizin fazla olmamasından dolayı iki çeşit kebap alıp dördümüz bölüşebileceğimizi düşünerek siparişleri veriyoruz. Ama Halil Usta bize etleri duble göndererek bizi mutlu ediyor. Ne sipariş edeceğimiz konusunda güler yüzlü garsonumuz bize yardımcı oluyor ve ‘simit kebabı, kıyma kebabı, küşleme’ ye karar veriyoruz. Küşleme, hayvanlarda çok kısa bulunan bir et olduğu için oldukça değerli ve tadı da bu değeri hissettiriyor. Etlerden önce metal kaplarda gelen salatanın da suyuna pidenizi banarak yemeniz hem salatayı daha lezzetli kılıyor, hem karnınızı doyurmanızı sağlıyor. Mekandan ayrılırken yaşadığımız jest karşısında gerçekten gözlerimiz yaşarıyor; Halil Usta bütçemizin az olduğunu farkedip yemeklerin ikramı olduğunu söylüyor. Böyle güzel yürekli bir amcamızın yeri; yıllara, onca müşterisine rağmen hiç değişmemiş. Halil Usta aynı iyi niyetinde, yemekler ayı lezzetinde, mekan esnaf lokantası olarak her kesime hitap edecek şekilde. Burada da söylemek istiyorum, Allah Halil Usta’dan razı olsun. Giderseniz, Aralık ayında 4 üniversiteliye yardım etmişsiniz ve hala düşündükçe mutlu oluyorlar diye araya sıkıştırırsanız bizim mutluluğumuza neden olduklarını iletmiş olarak bizi daha da çok sevindirirsiniz.



Halil Ustadan ağzımız kulaklarımızda ayrıldıktan sonra kadayıfın göbeği sandığımız Hatay yerine Gaziantep’te kadayıf merkezine ‘ErÇelebi Kadayıf’çısına gidiyoruz. Kadayıfla düşünemeyeceğiniz çeşitte yapılan tatlılar ve bir de o enfes künefe. Ortaya minik künefe alıp diğer tatlılardan karışık şekilde ortaya alıyoruz. Antep’te tatlıların yanında süt içilmesi adeti olduğunu, masamıza gelen sütle iyice anlamış oluyoruz. Mutlu kalori bombaları olarak günü en iyi şekilde noktalıyoruz.
3.günümüzde Halfeti’ye gitmeyi kafaya koymuştuk. Halfeti macerasını da bir önceki yazımda anlattım. Araya sıkıştırılmayacak kadar güzel olduğunu, okuyup gördükten sonra anlayacaksınız. Ancak Halfeti dönüşü Antep’te olduğumuzdan dolayı yine tatlı denememiz gerektiğini düşünerek ‘Koçak Baklavacısı’na uğruyoruz. 3 tepsi baklavanın 12 dakikada bittiğine gözlerimle şahit oluyorum ve hemen yeni baklavalar geliyor. Taptaze, hiç baymayan, ağızda çıtır çıtır dağılan baklavalarımızı yerken Gaziantep’teki hangi baklavanın daha iyi olduğu konusunda bir tartışmaya giriyoruz. Ama maalesef bir karara varılmıyor, baklava neymiş buraya gelmeden bilmeyen bizler için ayrım yapmak imkansız hale geliyor.
Son gecemizde iki tarafından farklı bir lezzet aldığı yorumları üzerine Kahveci Seddar Bey’e gidip o meşhur kahveden tadalım istedik. Ancak Gümrük Hanı içinde olan bu kahveciye han kapatılmış olduğu için maalesef ulaşamadık. Hayatın erkenden bittiğini söylediklerinde inanmamıştık ancak saat daha 7 olmadan açık olan mekan bulmakta zorlanmıştık. Kulağımıza gelen güzel müzik sesi bizi Millet Hanı’na çekti. Hana girdiğimizde mekan sahibi en içten misafirperverliğiyle bizi ayakta karşıladı. Oturduğumuz yerde ayaklarımızın altına getirilen mangal, havanın soğukluğunu üstümüzden aldı. Saat 7yi 10 geçe gibi biten canlı müzik, biz daha yeni geldiğimiz için 1 saat daha uzatıldı. Bizi ısıtan yalnızca mangal değil, insandı da, insanının sıcaklığıydı. Müziklerle birlikte veda vaktinin geldiğini anlayıp Antep’i bırakacağımız için hüzünleniyorduk ki Antep’e özgü hareketli bir şeyler çalmalarıyla ortam şenlendi. Belki de şansımız sayesinde geldiğimiz Milet Hanı’nda en güzel gecemizi geçirdik. Olur da giderseniz İstanbul’dan 4 kız gelmiş, belki siz hatırlamazsınız ama yine de selamlarını ilettiler demeyi unutmayın. Her gittiğiniz yerde de şifa olduğuna inanılan zahter çayının ortamı da ısıtmasına izin verin.


Son günün gelmesiyle eşyalar hazırlandı, yine de gezmeye dur demedik. Burada oldukça meşhur olan hayvanat bahçesi o kadar büyük ki; Türkiye'nin ve Ortadoğu'nun alan olarak birinci, Dünya'nın üçüncü, Avrupa'nın ikinci en büyük hayvanat bahçesi. İçinde sayısız çeşitte bulunan hayvanların hepsini 1 gün içinde görebilmek neredeyse imkansız. Ancak gelmişken kaçırmamanız gereken aktivite olarak ‘Safari’ yapmanız kesinlikle tavsiyemdir. Otobüslerin kalkması için belirli kişi sayısına ulaşılması gerekiyor, ancak biz Aralıkta bile otobüsü doldurabildirdiysek başka zamanlarda da yapabilirsiniz. Hayvanlarla iç içe, deve kuşları saldırısına uğrama telaşıyla unutulmaz dakikalar olacağına eminim. Süre maalesef ki oldukça kısa ama olsun, Türkiye şartlarında safari yapılması bile şaşırtıcı.


Günün hayvanat bahçesinden sonraki kısmı önceden talan ettiğimiz Bakırcılar Çarşısı ve Almacı Pazarı ile geçti. Bakırcılar Çarşısında kesinlikle pazarlık yapmanızı tavsiye ediyorum, ancak unutmayın ki ürünlere göre fiyatlar zaten uygun. Yine de pazarlık yapmanızın zararı olmayacaktır. Almacı Pazarından ise her türlü yiyeceği alabileceğiniz yer olarak Efendioğlu Gurme Market’i tavsiye ederim. Neredeyse satın aldıklarınız kadar orada yiyeceğinize şüpheniz olmasın. Zaten sokaklarda gezerken size ikram edileni geri çevirmeniz saygısızlık olarak algılanıyor, geri çevirmeyip az miktarda aldığımızda ise siz Antepli değilsiniz belli, korkak almayın bolca alın gibi samimi tepkilerle karşılaşıyorsunuz.
Hediyelerimizi aldıktan sonra havaalanına gidip kiraladığımız arabamızı teslim ettik, Antep’ten dönen herkesin elinde baklava poşetlerinin dolu olduğu uçağa buruk şekilde bindik ve büyük bir hüzünle buraya tekrar geleceğimiz sözünü vererek ayrıldık. Biliyoruz ki bu tadı yeniden bulamayacağız, hiçbir şey ilki gibi değildir. Ama yine de bu güzelliklerin minik bir kısmını yaşamak için bile gelinir buraya. Biz içimizde çok ön yargıyla geldik, sıkılacağımızı düşündük. Ama sıkılmak için vaktiniz olmayacak, hazırlıklı olun. ‘Yaşadım ve hiç sıkılmadım’ cümlesine hayatınızda büyük bir anlam kazandırmak için yeni rotanızın belirlenmesine umarım etki edebilmişimdir.
Ulaşımla ilgili tavsiyem havaalanından araba kiralayarak navigasyon aracılığıyla çok daha rahat gezmeniz olacak. Yollar gerçekten çok güzel ve bizimki gibi güvenilir bir şoförünüz varsa zamandan da maliyetten de yorgunluğunuzdan da tasarruf ederek her adımınızda daha çok gezme isteğiyle dolacaksınız.
Hiçbir yere önyargı ile gitmeyin, olaylara karşı önyargılı olmayın. Peşin hüküm; ilmin ve keyfin en büyük düşmanı. Yaşamınızın her geçen anında keyif alarak öğrenmenize izin verin. Biz Gaziantep ile buna başladık, siz de başlamak için Antep’i beklemeyin. Ama Gaziantep’teki bu keyfin başka bir yerde yaşanamayacağını da unutmayın. :)
